Kürt Tarihi

KÜRTLER VE ZERDÜŞTLÜK

Kürtlerin ilk ve en eski inancı olduğu düşünülen Zerdüştlük nedir, Zerdüşt kimdir? Zerdüştlüğün temel öğretileri ve ibadetleri nelerdir? Tarihin hangi kuşağında Kürt halkıyla yolu kesişmiştir. Bu yazımızda sizlere bunları anlatmaya çalışacağız. Her ne kadar şuan ki Kürt toplumunun %1 lik kısmının inandığı bir din olsada atalarımızın ve bizden önceki kuşakların benimsediği ve inandığı dini bilmek her Kürt ferdinin görevidir. Kürtlükten gayrı her Müslüman diğer dinlere ve kendi dinine karşı araştırmacı olmalıdır. Kürt halkı dinine ve başka dinlere diğer milletler gibi körü körüne bağlanmamalı ve araştırmalıdır. Araştırmaya ve akıl süzgecinden geçirmeye peygamber efendimiz (s.a.v) tarafından söylenen bu hadisle ulaşmak için arzu duymalıdır.
‘Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma; (bunların dışında kalırsan) helâk olursun.’

Eski ari toplumlarda bulunan Zerdüşt ya gerçek bir peygamber ya da toplumun olağanüstü bir lideri idi. Bu büyük insanın ne zaman ve nerede doğduğu, nasıl yaşadığı, Ari ırkının hangi boyundan olduğu, Zend Avesta (Zerdüştlükte Kutsal Kitap) kitabını ne zaman ve hangi dille yazdığı tam olarak bilinememektedir. Bu konuda birçok bilim adamı çeşitli zamanlarda araştırma ve çalışmalar yapmışlardır, bunlardan biri olan Mr. Jackson; Zerdüşt inancı hakkında şunları söylemektedir: ‘Zerdüşt M.Ö 7. Yüzyılda dünyaya geldi ve M.Ö 6.asrın ortalarında da vefat etti’ dese de bu kesin bilinen bir gerçeklik değildir. Başka araştırmacı ve tarihçilerde bu söylemi desteklemiş veya bu söyleme çok yakın araştırmalar ortaya koymuştur. Mr Hull ‘Eski Yakın Doğu’ adlı kitabında; Zerdüşt’ün M.Ö 599 senesinde doğduğunu ve Puewreşsb olarak bilinen birinin oğlu olduğunu söylemiştir. Mr Hull kitabında Zerdüşt’ün rivayetlerle aktarıldığına göre küçük yaşlarda çeşitli mucizeler ortaya koyduğunu ortaya atmıştır. Öte yandan çeşitli kaynaklardan rivayetlere göre Zerdüşt yirmili yaşlara geldiğinde insanlara ilişkisini kesmiş ve ıssız bir adada Allah’ı tanımaya ve sonrasında insanları Allah’a ibadet etmeye ve ona inanmaya çağırmıştır. Sonrasında burada Caviddan Mukaddes adındaki zat; Zerdüşt’ü ‘Ahura Mazda’nın (Hintli ve İranlı Arilerin ilahlarından biri) yanına götürdü. Buradan sonra Zerdüşt davetini Segistan ve Turan bölgelerinde sürdürdü, Fakat o dönemdeki din adamları, Zerdüşt’ün çabalarına engel oldukları için davetinde netice elde edemedi. Bu süreçlerden sonra Zerdüşt, Ahura Mazda’nın emri ile Bahter hükümdarının yanına gitti ve iki yıl zarfında, yorucu bir çalışma ile vezir Camaseb’in kızı ile evlendi ve desteğini aldı. Bu gelişmelerden sonra Zerdüşt dini her tarafa yayıldı ve büyük kabul gördü Hükümdar Wiştaseb’in bu dini kabul etmesi ile Zerdüşt dini İran Hindistan ve Asya taraflarına yayıldı. Daha sonra Zerdüşt dinsel bir savaşta öldürüldü.

  (Faravahar, Zerdüştlüğün bilinen sembolüdür. Fravaşi adlı koruyucu meleği temsil eder.)

ZERDÜŞLÜKTE ÂLEMİN YARATILIŞI
Avesta âlemin yaratılışı ve oluşumu hakkında şöyle der: Hürmüz ruhların ilkidir ve üç bin yıl her şeyi idare etmiştir. Sonra karanlıklar arasından Ehrimen ortaya çıktı ve nurlar âlemine zorla girdi, ardından Hürmüz, madde âlemini üç bin yıllık bir sürede yaratırken insanı bu evrelerin 6. Evresinde yarattı. Buna karşılık Ehrimen de faaliyete geçti ve kötülükleri, afetleri bir bir yarattı. Böylece Hürmüz’le kavgaya girdi ve bu savaş üç bin yıl boyunca sürdü. Bu süre sonunda Ehrimen’in güçleri zayıfladı ve Zerdüşt ortaya çıktı ve harekete geçti, Bu gelişme sonunda Hürmüz’ün kuvveti ve üstünlüğü ortaya çıktı, Ehrimen yenildi ve karanlıklar âlemine geri döndü.

(3.Yüzyılda Suriye’de yapılan Zerdüşt Tablosu)

ZERDÜŞTLÜĞÜN İLKE VE ÖĞRETİLERİ
Zerdüştlüğün öğretileri belli ilkelerden oluşmaktadır, bu öğretilere göre Zerdüştlükte, Âlem iki şeyden yaratılmıştır; bunlar aydınlık ve karanlık kavramlarıdır. Bu iki kuvvet sürekli olarak bir savaş ve düşmanlık halindedir, bazen biri bazen diğeri galip gelir. Buradan yola çıkarak âlemin iki farklı orduya ayrıldığı ortaya çıkar. Bir tarafta aydınlık, diğer tarafta karanlık orduları. Aydınlık ordularının komutanı Ahurda Mazda, Karanlık tarafın komutanı ise Ehrimen-İgrimnyu olarak adlandırılır. Bu komutanlardan Ehrimen ve yardımcılarının görevi her türlü iyiliği engellemek ve kötülüğü yaymakken, Ehrimen ve yardımcılarının görevi ise iyiliği, doğruluğu, itaati, nuru ve hayatı yaratmaktır.
Zerdüşt inancına göre ruh ebedi ve bakidir, bedenden ayrıldıktan üç gün sonraya kadar acı ve sevinci hisseder. Bundan sonra bu özellikleriyle ruh, Çinvit adlı bir sırat köprüsüne gelir, burada ruh sahibinin amellerini Şasmaz Tartı ile tartan üç hâkim önünde sorgulanır: İyilik ağır basarsa; mükâfatı iyilik; kötülük ağır basarsa cezası kötülük olur ve bu ölçü uyarınca hüküm verirler. Sorgulamadan sonra ruhun, Berz dağının tepesinden Daitya suyuna uzanan başka bir köprüden geçmesi gerekir. Eğer ruhun ameli iyi ve güzel ise bu dehşetli geçit ve ince köprü kendisine genişler ve ruhun, korkunç bir süratle oradan geçmesi kolaylaşır. Ruhun amelleri kötü ve çirkin ise o zaman köprü iyice daralır ve incelir, hatta o kadar incelir ki, ruh oradan geçemez ve karanlıklar arasına düşmek zorunda kalır. Özet olarak, eğer ruh, iyi işler yapmış ve üç vasfa sahip ise, kesin olarak bu ruh içinde bulunduğu âlemden daha üst bir âleme çıkar. Bu üç vasıf ise, iyi niyet, güzel söz ve iyi ameldir. Böyle bir ruhun gireceği yüce âlem, eski ve yeni Ari dillerinde Behişt olarak adlandırılan cennettir. Kötü veya günahkâr olan ruh ise, acı ve meşakkatler âlemine, yani cehenneme girer. Ayrıca cennet ile cehennem arasında Hemestekan denilen üçüncü bir yer daha bulunur. Bu yer, iyi ve kötü amelleri ölçü ve miktar olarak birbirine eşit olan kimselere tahsis edilmiştir. Haklarında hüküm verilecek günü beklemek üzere orada kalırlar. Bu bilgilerden sonra Avesta kitabı, Savşiyan adında üçüncü kişiden daha söz etmektedir. Bu kişi, kıyametin kopmasına yakın bir zamanda ortaya çıkar ve bütün ruhları dirilterek sorguya çeker ve amellerinin karşılığını vererek içinde bulundukları acı ve sıkıntılardan onları kurtarır. Bütün bu olaylardan sonra atomları kurşun gibi saçan şiddetli bir rüzgâr esecek ve bu arada bütün yeryüzünü kaplayacak. İşte o zaman Hürmüz ile Ehrimen arasında şiddetli bir savaş çıkacak ve sonunda galibiyet Ehrimen’in olacaktır. Ölümden sonraki kurtuluş için ve herkesin kendi gücü oranında Hürmüz’e yardım edebilmesi için bu kişinin üç özelliğe sahip olması gerekmektedir: ’iyi niyet, güzel söz ve Salih Amel ‘.

(İran’ın Yazd kentinde bir Zerdüşti tapınağı)

Zerdüşt dininin temel ilkelerinden biri de, kişinin hayatında çalıştığı işlerin en iyisi, tarımcılık ve iktisadi işler vasıtasıyla hayat için gerekli olan malı biriktirmek maksadıyla çalışmasıdır. Bu nedenle Zerdüşt, güçsüz ve zayıf düşmemek için, tarımla uğraşanlara oruç tutmayı haram kılardı. Bu inancın temel ilkelerinden biri de dört temel “unsur” olan hava, su, ateş ve toprağı kutsal kabul etmektir; onun için de her ne suretle olursa olsun, bu elementleri kirletmeyi onaylamazdı. Bu nedenle ateş, Zerdüşt’ün kendi şiarı ve sembolü olduğu gibi, akar ve durgun olan her türlü suyu kirletmek de bu inanca göre caiz değildir, hatta bu yüzden ölülerin toprağa gömülmesi bile caiz değildir. Aynı şekilde bu dine bağlı olanlar, Zerdüşt’ün bir Peygamber olduğu, Allah’ın kendisi ile konuştuğu ve diğer Peygamberler gibi ona da vahiy indirdiği görüşündeler. Zerdüşt’ün ortaya çıkmasından önce hem halk üzerinde hem de ruhani ve dini alanda din adamlarının büyük bir nüfuzu ve geniş bir egemenliği vardı. Arilerden hiç biri mutlak olarak Mağ ve Mecus denilen din adamlarından birinin aracılığı olmadan ilahlara hediye ve kurbanlar sunması mümkün değildi. Çünkü o zamanlar din adamı, halk ile yaratıcı arasında bir sefir ve olgunlukta son noktaya ulaşmış kimse olarak biliniyordu.

 

ZERDÜŞTLÜĞÜN DİĞER DİNLERE OLAN ETKİLERİ
Zerdüştlüğün ‘kutsal bakire’ ve ‘su üzerinde yürüme’ motifleri Hristiyanlık içerisinde yer alan öyküler ile az da olsa benzerlik gösterir, miraca çıkma, tanrı ile yüz yüze görüşme, ölmeden cennet ve cehennemi görme, Kansava gölü ve Çinvat köprüsü motifleri İslamiyet tarafından benimsenmiştir. Zerdüştlük inancına göre bütün insanlar bakire bir kız ve köpek eşliğinde eğlenceli, şarkılı türkülü bir yer olan cennete gideceklerdir. Ancak günahkârların cehennemde üç gün kalarak temizlenmeleri gerekecektir.


(Ahura Mazda (sağda) I. Ardeşir’e (solda) kraliyet halkası veriyor, MÖ 3.yy)

KÜRTLERİN ZERDÜŞTLÜKLE TANIŞMASI
Kürtler ‘in İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilikten önceki dini olan Zerdüştlük, M.Ö. 660-583 yılları arasında yaşamış olan Zerdüşt tarafından kurulmuştur. Medler zamanında bölgesel bir din iken Pers İmparatorluğu döneminde resmî din olmuştur ve resmî yetini Sasanilerin yıkılmasına kadar korumuştur. Zerdüşt, Medlerin Magi aşiretine mensuptur ve Urmiye yakınlarındaki Rey şehrinde doğmuştur.
Zerdüşt vatanından din adamlarının baskısı ile göç ettikten sonra şimdiki Horasan ve Türkistan tarafına hicret etti. Zerdüşt dinine çağrıda bu bölgelerde başarılı oldu ve Zerdüştlük Ahmeni kralları döneminde resmi din olarak kabul edildi. Med Halkı ve Kürdistan bölgesindeki diğer Ari halklar bu dinden ve akımdan etkilendiler. Buralarda yaşayan tüm halklar gibi Kürtlerde bu dini kabul ettiler. Bu dönemlerden sonra çıkan Mazdek ve Mani ekolleri Kürdistan bölgesini etkileyememiş ve halk bu ekollere inanmamıştır sonraki dönemlerde Hristiyanlık ’ta Kürdistan bölgesinde tutunamadı ve Kürt halkı Zerdüştlük inancını sürdürmeye devam etti.

 

Kürtler tarihin ilerleyen zamanlarında İslamiyet’le tanıştı ve İslam inancını benimsediler. Kürt nüfusunun %95’lik kesiminin şuan ki inancı olan İslamiyet Kürt halkı tarafından her zaman korunmuş ve uğrunda büyük savaşlar ve mücadeleler verilmiştir. Kürtlerin İslam’a bağlılıkları her dönemde çevresindeki devletler tarafından kullanılmış ve bu devletler Kürtleri İslamiyet adı altında sömürmeye devam etmişlerdir. İslam’ın gözettiklerini Kürtler hak iddia ettiklerinde saymayan bu devletler bir din savaşında ise ilk Kürt halkından yardım beklemişlerdir. Kürtler 1900’lü yılların ortasına kadar bunun farkına varmamış ve çevresindeki devletler tarafından İslamiyet’i bahane ederek kullanılmışlardır. Kürt Milleti İslamiyet uğrunda verilecek ve verilen her şehit için gurur duyuyor ve duyacaktır ama sonraki kuşaklar bunu asla unutmamalıdır, din kardeşliği milletlere fayda sağladıkça kardeşliktir. Bu milletler ki kendi ülkesi ve milleti bu kardeşlikten fayda sağlamıyorsa ne Kürtleri ne de başka milletleri kardeş olarak görmemektedir. Kürt halkı kendi dinini ve ibadetini önce Allah için sonra Peygamber daha sonra ise milleti için yapmalıdır. Milletini en üst mertebeye çıkarıp dünyaya ve milletine daha fazla fayda sağlamalıdır. İslamiyet’i Arap kültürü ile yaşamamalıdır. Bu toplumda yanlış görülen kadını yüceltmeyi kız çocuklarına değer verip, okutmayı Kürt toplumu bu topluluktan ayrılarak yapmış ve başarıya giden yolda en önemli adımı atmıştır. Bu adım Türk, Arap, Acem İslamiyet kurallarını ve dogmalarını değil kendi inandığı ve doğru bildiğini yaparak 1000 yıllık geleneklerini sürdürerek devam ettirilecektir.

 

KAYNAKÇA

1-https://tr.wikipedia.org/wiki/Zerd%C3%BC%C5%9Ft
2- Laizer, Sheri. Şehitler Hainler ve Yurtseverler(İstanbul: Avesta Yayınları, 2007)
3- Yeşilgöz, Kazım. Kürtler(Sewaz: Kalan Yayınları,2003)
4- Tan, Altan. Kürt Sorunu(İstanbul: Timaş Yayınları,2009)
5-https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrtlerde_din
6- Yıldırım, M.Sait.Uygarlığın Doğuşunda Kültür ve Kürtler(İstanbul:Aram Yayınları, 2010)
7-https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahura_Mazda
8- Beg, Muhammed Emin Zeki. Kürtler Ve Kürdistan Tarihi (İstanbul:Nubihar Yayınları,2010)

 

Yorum bırak