Kürt Tarihi

Kürtler Ve Kadın

Mezopotamya; insanlığın en eski coğrafyalarından biri, medeniyetlerin beşiği olarak adlandırılan bölge. Orta Doğu’da, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bilinen ilk okuryazarların yaşadığı Sümer, Babil, Asur, Akad ve Elam gibi en eski ve büyük medeniyetlerin doğduğu ve geliştiği yerdir. Birçok devlete, imparatorluğa mezar olmuş, binlerce kanın döküldüğü, birçok milletin kendi benliklerini kaybettikleri ve kültürlerini unuttukları kadim topraklardır MEZOPOTAMYA.

(MEZOPOTAMYA SINIRLARI )

Bu topraklarda yaşayan en eski halklardan biri olan Kürtler diğer medeniyetlerin baskılarına, kültür asimilasyonuna ve savaşlarına direnmiş yaşadıkları bunca dönem boyunca asimile olmamış ve yok edilememişlerdir, şüphesiz bunda en büyük pay Kürt kadınlarınındır. Kürt kadınları Kürt toplumunda diğer toplumlara nazaran belirgin bir rol sahibidir. Neolitik dönemle birlikte kadın öncülüğünde bir yaşam Kürt toplumunun temel yapısını oluşturmuştur. Neolitik dönemle birlikte yerleşik hayata geçilmesi uygarlıkların hanedanlıklara dönüşmesi sonucu kirli yüzlerinin açığa çıkmasına neden olmuştur. Kadınlar bu dönemlerde bir mal gibi alınıp satılmış, köle olarak pazarlarda satılmışlardır. Kürtler bu süreçlerde siyasal olarak aşiret yapısında bulunmaktaydılar. Aşiret yapısının gerektirdiği şekilde kadına değer vermiş ve kadınlar bu toplum yapısında söz sahibi olmuşlardır. Dönem dönem gerçekleşen savaşlarda Kürt kadınları erkeklerinin yanında esas güç oluşturarak savaşmışlar ve direnişçilik geleneklerinin temelini atmışlardır. Kürt kadınlara tarihinden gelen bu asil karakter Kürt coğrafyasının direnişinin temel etkenlerinden olmuştur, Kürt kadınları kendi özünde bulunan yurtseverlik ve direnişçilikle yaşamayı kendine borç bilmiştir. Sosyal hayatta ise Kürt kadınları ailesinin temel taşını oluşturmaktadır; üretimle, toprakla uğraşmış ekip biçerek besin almış, ailesinin yaşamını sürdürebilir kılmış ve bulundukları bölgeleri güzelleştirmek için var gücüyle çalışmışlardır. Bu konuda birçok batılı birçok gezgin örnekler sunmaktadır.

BATILILARIN GÖZÜNDEN KÜRTLER VE KÜRT KADINI

17. ve 18.yy.lara gelindiğinde artık Kürt tarihini daha çok Orta Doğu’ya seyahatler düzenlemiş Batılı gezgin, antropolog ve araştırmacıların kaleminden öğreniyoruz. Kürt toplumunun sosyal yapılanmasına ilişkin objektif gözlem ve bilgilere de rastlamaktayız. Özellikle Kürt kadınının sosyal yaşamdaki yeri vurgulanarak anlatılır. 19.yy.a ilişkin Batılı seyahatnameler, Kürt kadınlarının ustalıklı at biniciliğinden(süvarilik) övgüyle söz ediyorlar. 19.yy.ın ilkyarısında Kürdistan’ı gezen Fransız gezgin M. B. Poujoulat, Kürt kadınlarına ilişkin gözlemlerini şöyle yansıtıyor: Kürt kadınları gerçek amazonlar; mükemmel ata biniyorlar ve kocaları gibi silahlılar. Kesinlikle peçe takmıyorlar.” İngiliz kadın araştırmacı Lucy Garnett, “Türkiye’de Kadın ve Folklorları adlı eserinin önemli bir bölümünü de Kürt kadınına ve folklorlarına ayırır. Doğrudan gözlemlerinin yanı sıra daha önce yayımlanmış olan seyahatnamelerden ve araştırmalardan yararlanan Garnett, Kürt kadını konusunda ilginç belirlemelerde bulunur. ‘Müslüman olmalarına karşın, Kürt kadını dışarıya çıkarken peçe ile örtünmez, davranışlarında açıkça görülen bu özgürlüğe karşın, Kürt kadınları son derece gururlu ve terbiyeli bir yapıya sahiptir ve ne Ermeni kadınları gibi ürkek, ne de Osmanlı kadınları gibi küstah davranırlar.’
Garnett’in, Kürtlerde anaerkilinin izlerini taşıyan şu belirlemesi de ilginçtir. ‘ Kürt kadınları, özellikle de göçebe aşiretlerdeki kadınlar, aşiretin kan davası, planlar ve düzenler gibi sosyal ve siyasal tüm meseleleri ile ilgili ilgilidir ve katkıda bulunurlar. Erkekleri gibi eğlenmesini ve atlara atlayıp kocalarının yanında maceralara atılabilirler.’ 19.yy.sonlarında Türkiye’de uzun süre bulunan Hollandalı araştırmacı D. Theopil Löbel gözlem ve araştırmaları ile güvenilir kaynaklara dayanarak hazırladığı “Türkiye’de Düğün Törenleri” konulu çalışmasında da benzer tespitlerde bulunur: “Kürt kadınları, Şark’taki diğer kadınlardan daha fazla özgürlüğe sahiptir ve erkekleri kadar yiğittir. Kürt kadınları ve genç kızları genel olarak peçesiz dolaşır. Bazen zengin ve soylu aşiret kadınları, başlarını kırmızı bir örtüyle örterler.’ 1881’de yayımladığı ‘Yeryüzü Kadınlarının Yaşamı’ adlı kapsamlı gravürlü çalışmasında Kürt kadınına epeyce yer veren ünlü Avusturyalı araştırmacı oryantalist Amand Freiherrvon Schweiger-Lerehenfeld, 1904’te yayımladığı Doğu Kadınları’ adlı fotoğraflı eserinde Kürt kadınına epeyce yer ayırır: “Kürtlerin bağımsız ve özgür olma tutkusunun gelişip yerleşmesinde, Kürt kadınının önemli bir katkısı olmuştur. Doğanın en ağır ve hırçın ortamında şekillenen Kürt kadını, aylarca yaylalarda kendi başına kalırken bazen de eski bir kalede kocasının yanında misafirlerine ev sahipliği yapar. Kürt kadını Türk ve Persli kadınlar gibi haremi tanımadığı gibi, ev yaşamında ve ev işlerinde oldukça hünerli ve çabuktur.”

(Geleneksel Kıyafetleriyle Kürt Kadını )

Batılıların gözlemleri Kürt kadınlarının Kürt halkı için diğer milletlere nazaran toplum ve aile içindeki yerini, önemini ortaya koymuştur. Kürtlerde kadınlar yaşamın her alanına aktif katılmış, ailesini çekip çevirmiş bulundukları coğrafyaları güzelleştirmiş ve yeri geldiğinde birçok kez ülkesini, değerlerini korumak adına savaşmıştır. Buna örnek olarak Kürt tarihindeki kadınlarından bazılarına bakacağız.

Deyfe Hatun

Selahattin Eyyubi’nin yeğeni olan Deyfe Hatun 1186 yılında Halep Kalesi’nde dünyaya gelir. Eşi yönetimde olduğu sırada ölünce, oğlu çok küçük olduğundan yönetime geçer. İlk oğlu kısa süre yönetimde kalır ve ölür. Yönetime diğer oğlu geçer, o da ölünce bu sefer torununun yerine yönetimi devralır. Halep ve etrafını 6 yıl yönetir. 1219’dan sonra Moğollar bölgeye çok kanlı saldırılar düzenlerler. Deyfe Hanım, bu saldırılar karşısında halkından birlik olup kendilerini korumalarını ister. Bir araya gelen halk, kalede savunma yapar. Moğollar, defalarca Halep’e, Eyyubi Hanedanlığına saldırırlar. Her defasında Deyfe Hanim, askerleriyle büyük bir direniş ortaya koyar ve Moğolları püskürtür.

Gülnaz Ana

Kürt kadınının yiğitlik ve kahramanlığını ortaya koyan kadınlardan biri de 1927 yılında başlayan Ağrı Ayaklanmasında ayaklanmaya katılan Gülnaz Ana’dır. Gülnaz Ana, ayaklanmaya katılmış olan İzzet Bey’in kız kardeşidir. Ayaklanmadan sonra tutuklanarak Muş Cezaevi’ne konulmuştur. O cezaevindeyken kardeşi İzzet Bey ve oğlu Sıddık Bey bir çatışmada öldürülüp, başları kesilerek Muş’a gönderilir. Fakat teşhis edilmek istenen kafalardan hangisinin Sıddık, hangisinin İzzet Bey’e ait olduğunu kimse bilmemektedir. Bunun için cezaevinde olan Gülnaz Ana çağılır. Dr. Nuri Dersimi, Gülnaz Ana’nın kesik başlarla karşılaşmasını şöyle anlatır: “İlk önce İzzet Bey’in kesik başı önünde eğildi ve kardeşinin kahramanlıklarını yüksek bir sesle saydı. Ondan sonra oğlu Sıddık Bey’in kesik başıma elini uzattı, gözlerini okşadı ve yüksek sesle, Bu benim tosunumdur, buna ben bugün için süt verdim. Eğer Kürdistan davası uğruna bu suretle ölümünü görmeseydim, sütümü kendisine haram ederdim’ dedi.” Gülnaz Ana şahsında tarihin tanık olduğu, evladını düşmanın yurdunu işgal etmesine karşı dursun diye yetiştiren Kürt kadınının profilidir. Bir ana ki yaşamında her şeyinden daha değerlidir evladı ve onu da yurdunu işgalcilerden kurtarmak için yetiştirir, yani ciğerinden bir söker. Onun için, bu kadar değerlidir vatanı.

Mîna Qazî

Mina Qazi 1908 de Mahabad’da doğmuştur. Mukriyan bölgesinin önemli ailelerinden Haci Beg ailesindendir. 19 yaşında Qazi Mihemed ile evlenmiştir. 1946’da kurulan Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluş çalışmalarına katılmıştır. O dönem Kürdistan’ın Doğusunda Kürt kadınının sosyal ve siyasal alandaki yeri oldukça sıkıntılıdır. Toplumsal alanda birçok gerilikle mücadele edilmektedir. Şah rejimi her alanda Kürtlere baskı uygulamaktadır. Mina Qazi Kürdistan Kadınlar Birliğinin kuruluş çalışmalarını başlatır. Kürdistan Kadınlar Birliği 14 Mart 1946’da Mahabad’da kurulur. Mina Qazi Birliğin genel sorumlusu olarak seçilir. İlk iş olarak, Mina Qazi birkaç kadınla birlikte Kürtçe ders almaya başlar. Bu adım binlerce Kürt kadınının eğitime katılmasına neden olmuştur. Kürdistan Cumhuriyetinin demokratik tutumuyla Kürdistan Kadınlar Birliği, Kürt kadınını zincirlerinden kurtarmaya başlar. Sosyal alandaki; başlık parası, zorla evlendirme, berdel ve kadın haklarına karşı her türlü haksızlığın durdurulması için bir bildiri yayınlarlar. Qazi Mihemed, Kürdistan Kadınlar Birliğinin bu taleplerine desteğini açıklar. Mahmut Berzenci’nin yeğeni Hepse HanêNeqip le görüş alışverişleri olur, Arkadaşlıkları Hepse Hane’nin ölümüne kadar devam eder. Gulizar Xanım (Simko Şikak’ın yeğeni) da birliğe üye yapılır. Bir süre sonra sosyal alanda eğitimsizlik ve fakir ailelere yardım konuları da günlük programlarına eklenir. Burada da açıkça görülmektedir ki gerekli koşul ve imkânlarını yarattıktan sonra Kürt kadını da her alanda halkına hizmet edebilmektedir.

Kela Dimdimê’de Teslim Olmama Geleneği Başlatılır

Kela Dimdime’de, Sah Abbas’ın güçleri kaleyi ele geçirmek üzere kale kapısına dayanınca Kürt kadınları düşmanın eline geçmektense ölümü tercih ederek kendilerini kale surlarından atmışlar ya da zehir içerek yaşamlarına son vermişlerdir. Kürtler, savaş sırasında yenilseler de altı yıl sonra Emir Xan’ın eşlerinden biri olan Zadire Xanım adlı bir Kürt kadını bu kaleyi tekrar ele geçirmiştir. Bin kişilik bir güç ile Kela Dimdime’nin savunması için Çengzeri’nin güçlerine katılmış ve eşi Emir Xan’ın ölümünden sonra așireti, Zadire Xanım yönetmiştir. (17.yy.) Kürt kadınları Kela Dimdimê’de gösterdikleri bu tavırla düşmana vatansız, onursuz yaşamaktansa yaşamamayı tercih ettiklerini göstermişlerdir. Bu Kale direnişinde de görüldüğü gibi Kürt kadını için namus bedeni değil vatanıdır. Vatanı düşmanın eline geçtikten sonra artık namus olgusu da yoktur onun için ve tarih bundan sonra bu tavrın, direnişçi Kürt kadınları arasında artık bir gelenek halini aldığına tanık olacaktır.

(Dimdim Kalesi Direnişi)

Halime Hanım

Hakkâri Emirliği, 19.yy. başlarında Osmanlı İmparatorluğunda güçlü bir konuma sahiptir. Osmanlı İran savaşlarında Osmanlı yanında İran’la savaşırlar. Sonrasında emirliğin iç anlaşmazlıkları üzerine Osmanlı, Emirliğe saldırır. Bu sırada yönetimde bulunan Nurullah Bey kız kardeşi Halime Hanımı Elbak (Başkale) Emiresi olarak tayin eder. Emirliğin iç çatışmaları gölgesinde Halime Hanım Elbak Kalesini yönetir. 1845’te Osmanlıların saldırması üzerine daha çok kan dökülmesin diye kaleyi Osmanlılara teslim eder.

Adile Hanım

Baban Emirliğinden Abdulkadir Sahipkıran Beyin kızı olan Adile Hanım, Erdelan doğumlu olup orda büyümüştür. Memur olan babasının Tahran’a atanmasıyla yaşamını orda devam ettirir. 1859’da Caf Aşireti’nin reisi Muhammed Paşa’nın oğlu Osman Bey ile evlenerek Halepçe’ye yerleşir. Çok zeki olan Adile Hanım, kayınpederinin ve eşinin yönetimde oldukları süreçte dahi aşiretin idaresinde büyük rol oynamıştır. 1909 yılında eşinin ölümünden dolayı, aşiretin yönetimine kendisi geçmiştir. Birçok defa meclislere katılmış, yabancı diplomatlarla görüşmeler yapmış, gazetelere mülakatlar vermiştir. Her yerde medeni cesaretiyle ön planda kendini göstermiştir . Adile Hanım, Halepçe’yi tek başına 15 yıl boyunca yönetmiş, yönetimde olduğu sıralarda Halepçe’de yaşam koşulları düzelmiş, kültürel seviyesinde ilerlemeler kat edilmiş, ekonomide ilerlemeler yaşanmıştır.

Qedem Xêr

Yönetimde yer alan bir diğer şahsiyette Qedem Xêr Hanım’dır. Kürdistan’ın doğusunda bulunan Loristan’da kardeşinin yerini alır ve İran Şahı’na karşı yürütülen özgürlük mücadelesinde orduya önderlik eder. İlk etapta büyük bir direniş ortaya koyup başarı elde eder. Ama sonra İran Şahı Ömer Şikak’ın da yardımını alarak Qedem Xêr’e, saldırır. Qedem Xêr, uzun süre mücadele etse de bu güce karşı koyamaz ve esir düşer. Üç yıl zindanda kalır. Zindanda olduğu sırada hastalanır ve vefat eder. Kürt aşiretlerinde reislik yapmış olan ama hayatları hakkında pek fazla bilgi bulunmayıp sadece isimlerini ifade edebileceğimiz yönetici Kürt kadınları da bulunmaktadır. Bunlardan bir kaçı şunlardır; Perihan Hanım, Şemse Hanım, Nehrili Meryem Hanım…

(Qedem Xer)

Kürt Tarihi; bahsettiğimiz Kürt kadınlarının ve daha nicelerinin kahramanlık menkıbeleriyle doludur. Kürtler kadınlarına tarihin her döneminde değer vermiş ve Kürt kadınları da bu değerin karşılığını misliyle ödemiştir. Kürt toplumunun İslamiyet’le tanışmasından sonra Kürt kadınlarının sosyal yaşamdaki hakları toplum yapısında ve dönemin koşullarına göre engellense de Kürt halkının tarihinden ve iç dinamiklerinden gelen dürtüler kadını kısıtlamayı uygun bulmamış ve Kürt halkı kadınlarına hayatın her alanında yol açmıştır. Kürt toplumunda dinin gereklerini yerine getirdiğini düşünen yobaz kesimlerce Kürt kadınları kısıtlanmış ve toplumun içyapısına katılmaları, okumaları ve çalışmaları engellenmeye çalışılmıştır. Her büyük millet gibi Kürt milleti de kadının olmadığı hiçbir mücadelenin başarıya ulaşamayacağını öngörmüş ve buna göre kadınlarına, kadınlarının da çok büyük emek ve mücadeleleriyle siyaset, eğitim, iş ve daha nice alanda kapıları sonuna kadar açmışlardır. Her bir Kürt ferdi bilmelidir ki Kürtler Acem, Arap ve Türk halklarının yaptığını yapmamalı ve kadınlarını asla toplumdan ve yaşamdan soyutlamamalıdır.

Kadınlarının olmadığı hiçbir mücadelenin başarıya ulaşma şansı yoktur. Dünya tarihindeki zafere ulaşmış tüm uygarlıklar, devletler ve oluşumlarda kadın söz sahibidir.
JIN JİYAN AZADİ…

 

 

KAYNAKÇA
1- https://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya
2- https://www.google.com/search?q=j%C4%B1n+kurd&tbm=isch&ved=2ahUKEwjYhKDX0Yr3AhVrhP0HHYISAHgQ2-cCegQIABAA&oq=j%C4%B1n+kurd&gs_lcp=CgNpbWcQAzoLCAAQgAQQsQMQgwE6CAgAEIAEELEDOggIABCxAxCDAToFCAAQgAQ6BggAEAUQHjoGCAAQCBAeUOgHWKQhYJMjaABwAHgCgAFyiAGzEpIBBDI2LjOYAQCgAQGqAQtnd3Mtd2l6LWltZ7ABAMABAQ&sclient=img&ei=xWZTYpiOEuuI9u8PgqWAwAc&bih=625&biw=1366&rlz=1C1OKWM_trTR927TR927#imgrc=o9r7W6hpBI_1ZM&imgdii=CqeV8lO_B3fKnM
3- https://pirtukweje.wordpress.com/tag/qedemxer-feyli/
4- https://www.google.com/url?sa=i&url=https%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3DJlXkSkf-Vn8&psig=AOvVaw00PjXhSqPjeWeXv_yKZ1br&ust=1649868274609000&source=images&cd=vfe&ved=0CAcQjRxqFwoTCNjPqbf8jvcCFQAAAAAdAAAAABAD

 

Yorum bırak